May
15

YENİ >> TEL DOLAP – Semanur Sevim

Semanur Sevim, profesyonel mutfaklardan değil, komşu ve akraba kadınların, arkadaşların birbirlerine aktardıkları hayat bilgilerinden derlediği kışlık tariflerini paylaşıyor bizimle. Yemesi kadar yapması da keyifli, lezzetli tarifler. Tel Dolap bir yemek tarifleri kitabı değil aslında. Geleneksel kışa hazırlığı modern yaşamın pratik gerekleri ve imkânlarıyla birleştiren bir öneriler kitabı…

“Her çalışan kadın gibi, ben de ev işlerine yetişme konusunda sıkıntılar yaşıyorum. Yorgun argın ofisten çıktıktan sonra, evde sıkı bir temponun daha beni beklediği düşüncesi bile gerilmeme yetiyor. Çocuk okuldan gelecek, yemek yapılacak, ortalık toparlanacak, çamaşır yıkanacak…

 Uzun yaz günlerinde bütün bunları yaptıktan sonra, kendime ayıracak zamanım da kalır. Ama kış aylarının soğuk ve kısa günlerinde, çoğu zaman yemek yapmaya bile, ne enerjim ne zamanım kalıyor.

 

Bu kitapta, mutfağınızı kışa hazırlamak için bir kısmı pratik, bir kısmı ise zahmetli ama lezzetli tarifler, yiyeceklerinizi saklamanızla ilgili öneriler ve çevrenizden aldığınız tarifleri not edebileceğiniz sizin için ayrılmış boş sayfalar bulacaksınız.”

 

May
03

YENİ > DÜNYANIN BÜTÜN PASTANELERİ – DİDEM ÜNAL

                                                                  

“Düşlerde her şey mümkün…

Düşlerde, hatta gerçekte de, hakkı iyilik, güzellik olanın pastasına bal katmak mümkün.

Kalbi insafsızlıktan kurumuş olanınkine de zehir…”

Düşler kuran bu küçük, akıllı, duyarlı ve çok yalnız çocuk, Ş. Kız, bize yalnız kendini, anne akbabayla baba akbabayı, gıcık psikologu, takıntılı doktoru, sıska bacaklı kızı anlatmıyor aslında. Onlara tuttuğu aynada biz kendimizi de görüyoruz: Yaralarımızı, yalnızlığımızı, birazcık anlayışa, birazcık şefkate ne kadar muhtaç olduğumuzu, nasıl da zalim, nasıl korkak olabildiğimizi. 

Ş. Kız, sanki sustuğunda dünya dönmeyi bırakacakmış gibi, soluksuzca konuşuyor. Parantezler açıyor, girdaplara giriyor, uzun bir adım atıp sonra dönüyor ve arayı ince ince dokuyor… Bu dokunaklı ve aynı zamanda çok eğlenceli hikâye, bize yeni bir yazarın doğuşunu müjdeliyor. Didem Ünal’ı Türkiye’li okurla buluşturmaktan gurur duyuyoruz…

Nis
18

YENİ > BU TOPRAĞIN ÖTEKİLERİ, Müjgan Halis

 

Bu kitap, Müjgân Halis’in 16 yıllık gazetecilik geçmişinden sayfalara, manşetlere taşıdığı haber ve söyleşilerinden seçtiği bir derleme.

Müjgân Halis, insan hikâyeleri ile bir memleket resmi çiziyor. Bu resim farklı yerlerden, koşullardan, zamanlardan çıkan farklı insanlık durumları ile renkleniyor. Cinsiyeti, cinsel kimliği, dinsel inanışı, etnik kimliği, zihinsel farklılığı, sınıfsal durumu nedeniyle dışlananlar, sürgünler, yok olanlar, direnenler ile görünürleşiyor.

 

“Her şeyin bir sahiplik ilişkisiyle ölçüldüğü günümüzde acıklı bir durumdur kendi toprağında ‘yabancı’ya dönüşmek. An gelir, adındaki ‘acayip’lik seni bu toprakların uzaklarına iter. Mesela adın Manuel’se olsa olsa Fransızsındır, Maria ise Alman… Elbette sadece onlar değil memleketimizde üvey evlat muamelesi görenler. Egemen yaşayışa, egemen söyleme ‘garip’ gelen herkes yabancı muamelesi görüyor. Başka diller konuşanlar, kendi cinslerini sevenler, hâlâ emek-sermaye çelişkisine dikkat çekenler, yoksulluklarını kader gibi yaşamaya karşı çıkanlar ve kadınlar, hep kadınlar…”

Nis
12

RICHA NAGAR 21 NİSANDA ANKARA’DA OKUYUCU İLE BULUŞUYOR

 

 

 

 

Tarih: 21 Nisan 2012   Saat: 14.00

Yer: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi 

Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi Cebeci Kampüsü

Richa Nagar önce Ankara’da, sonra da İstanbul ve Diyarbakır’da…
İstanbul ve Diyarbakır konuşmaları da şöyle:
ISTANBUL:
25 Nisan Çarşamba 15.00 Sabancı Üniversitesi, Tuzla (SSBF 2034): “Storytelling and Co-authorship in Feminist Alliance Work: Reflections from a Journey (İngilizce)
30 Nisan Pazartesi 17.00 Sabancı Üniversitesi Karaköy (Minerva Han) “Ateşle Oynamak: Feminizmler, Dayanışma, Hareket” (Simültane Türkçe çeviri ile)
DİYARBAKIR:
26 Nisan Perşembe 14.00 Diyarbakır Dedeman Otel “Ateşle Oynamak: Feminizmler, Dayanışma, Hareket” (Simültane Türkçe çeviri ile)

 

Oca
30

YENİ > O HEP AKLIMDA – Pamuk Yıldız

 

 

‘Hatırlama, insan yapımı felaketlere doğrudan maruz kalmış olanlar için, çoğu zaman, geçmişin travmatik etkilerinden kurtulmanın ve özgürleşmenin yegâne yolu olarak görünür. Travmatik deneyimin üzerinden daha fazla zaman geçtikçe, hatırlama hayatta kalanlar açısından daha büyük bir ruhsal ihtiyaç ve gelecek nesillere karşı daha ağır bir toplumsal yükümlülük haline gelir.’

Imre Kertész

Pamuk Yıldız, kendi belleğinden toplumun belleğine aktarıyor. Bir daha asla yaşanmasın diye.

Ara
28

YENİ > KİMSE DUYMAZ -ELİF ÖZER

“‘Bu işi yaparsın. Yapmak istemezsen de yaparsın. Yapacaksın’ dediler. Korktum. Bir şey yaparlar diye. Burda bir Türkmen ölse kimse duymaz” 

Eski Sovyetler Birliği coğrafyasından Türkiye’ye çalışıp para kazanmak, ev almak, çocuklarını okutmak umuduyla gelen kadınlar… “Nataşalar” diye düzlediğimiz, bir örnekleştirdiğimiz insan ticareti mağdurları. Onları bu göç yollarına düşüren şey yalnızca yoksulluk mu? Geride neyi bırakıyorlar, burada nelerle karşılaşıyorlar? İnsan ticareti ağlarının karmaşık dokusu içinde nefes almaya çalışırken kendilerini nasıl koruyorlar? 

Elif Özer, insan ticareti ve seks işçiliği türünden zorlu alanlarda mağdurlara kulak vermeden üretilen politikaların nasıl işlemez olduğunu gösteriyor; bu kadınların hikayesinin bir yoksulluk hikayesinin çok ötesinde olduğunu anlamamızı sağlıyor. Ataerkiyle, kapitalizmle, uluslararası politikalarla ve yerel kültürlerle biçimlenen karmaşık ve zorlu bir hikayeyi dinliyoruz onun kaleminden.

Kas
23

KİTAPÇILARDA > NE DEĞİŞTİ- Handan Çağlayan / Şemsa Özar / Ayşe Tepe Doğan


“Sanki hayatımız bir pazıl ve durmadan bu pazılda bir şeyler eksik oluyor, bir araya gelinmiyor.”

1990’ları belirleyen toplumsal değişimlerden biri, zorunlu göç idi. Milyonlarca vatandaşın toprağını, evini, sahip olduğu her şeyi geride bırakarak, belirsiz bir geleceğe doğru göç ettirildiği yıllar. Zorunlu göç, hem toplumsal ve siyasal hem de kişisel bir travma olarak yaşandı, henüz bu travmanın boyutlarını tam olarak bilemiyoruz. Elinizdeki kitap, kadınların zorunlu göçü nasıl deneyimlediklerini ortaya koyuyor. Bir sabah akraba ziyareti için komşu köye gidip bir daha evine dönememek, kardeşlerini yeniden bulduğunda onlarla aynı dili konuşamadıklarını fark etmek, en çok ihtiyacı olan yaşlarda anne ya da babasından ayrı kalmak…

Yerinden yurdundan edilmiş bu kadınların hikayelerini dinleyerek hem büyük bir mağduriyetin ama hem de etkileyici bir yaşam mücadelesinin izini sürüyoruz.

Handan Çağlayan – Şemsa Özar – Ayşe Tepe Doğan

 

 


 

Kas
10

YENİ > KÖTÜ HATIRA FOTOĞRAFÇISI – 24 SAAT AÇIK – Evrim Yağbasan


EVRİM YAĞBASAN

“İlk izlenim insanın aklına kazınır.  Olumsuzsa değiştirmek için zaman gerekir.  Ama aramızda fotoğraflardan başka bir şey yok, öyle değil mi?  Var mı yoksa?  Yokla varın arasındaki  mesafe nedir?  Ölçemediğim için bir huzursuzluk duydum.  Ona bütünüyle bana ait olan bir şeyi vermiş gibi hissettim.  Sırdaş olmak gibi.  Hiç tanımadığım biriyle kimsenin bilmediği hatta benim bile haberdar olmadığım bir gizi paylaşmanın verdiği ürperti saç diplerimin iğnelenmesiyle belirdi.”

Birbirine değen, teğet geçen hayatlar, hayalle hakikat arasındaki mesafe, bu mesafeyi gidip gelen adımlara eşlik eden iç seslerin hikâyeleri…

Evrim Yağbasan kendi dilini bulmuş bir yazar. Sanki bu dili hikâyeleri anlatmak için kullanmıyor, bu dilin hikâyelerini anlatıyor.

Eki
03

KİTAPÇILARDA > PLAYING WITH FIRE / ATEŞLE OYNAMAK -Richa Nagar

Elinizdeki kitap, feminist kuram ve eylem arasındaki ilişkiye dair gerçek bir tartışmayı içeriyor:  Hindistan’ın Sitapur Bölgesinde yaşayan ve “taban örgütlenmesi” yapan yedi kadının kendi yaşamları ve mücadeleleri üzerine birlikte düşünmeleri, kuramın hayata nasıl sımsıkı bağlı olduğunun parlak bir örneği.  Cinsiyetin sınıfla, kastla, cemaat ilişkileriyle biçimlendiğini, “yerel”in “küresel” ile olan derin bağlarını gören, açığa çıkaran, bu bağların politikasını üreten son derece güçlü bir perspektif sunuyor.

Kadınlar arasında dayanışma, karşılıklılık ve kalıcı dostluğun ifadesi olan Sangtin, ulaşılması kolay bir hedef değil.  Bedelleri var.  Sadece Hindistan’da değil, dünyanın her yerinde, Sangtin olmak, ateşle oynamak anlamına gelebiliyor.

Türkiye’li Sangtin’lere ışık tutması umuduyla…

Eyl
28

YENİ > BABAM YALNIZ ÖLDÜ – Pamuk Yıldız

“Havalandırma saatini kaçıracak gibiyim.  Kapıyı açıp gidebilecekken gidemiyorum.  Evde babamın sesini duymak istemiyorum.  Gitmek istiyorum. Gideceğim hiçbir yer yok.  Kimsem yok.  Dilim yok.  Yeryüzünde sadece ben mi varım, yoksa sadece ben mi yokum bilmiyorum.”

Küçük, komik bir kızdır Zeynep, 1980’de işkencelerden geçirilip Mamak Cezaevi’ne kapatıldığında.  Şimdi aradan yaklaşık yedi yıl geçmiş, dışarıdadır.

“Dışarı”da hiçbir şey onun bıraktığı gibi değil. Annesi, babası, kardeşleri, mahallesi Tuzluçayır, arkadaşları… Yalnızlık çeker, korkar, hastadır bir yandan da.  Onun hayatı anlamaya, hayata tutunmaya çalışmasının, babasıyla hesaplaşamamasının hikâyesidir “Babam Yalnız Öldü”.  En çok da hatırladıklarının, hiç unutmadıklarının

Eski yazılar «